Transatlantik: İran savaşının gidişatı | Halkbank davası tatlıya bağlanıyor

11.03.2026 medyascope.tv

11 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Transatlantik’i yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Transatlantik’le karşınızdayız. Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la, ağırlıkla savaş meselesini konuşacağız. Ama önce, yıllardır Türkiye-ABD ilişkilerinin en hassas başlıklarından biri olan Halkbank davası konusuna biraz değinelim istiyorum. Arkadaşlar, merhaba.
Ömer Taşpınar- Gönül Tol: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Gönül, Ömer yayından önce "Halkbank davasını Gönül daha iyi biliyor, daha iyi takip etti " dedi. Ben başlıkta "Halkbank davası tatlıya bağlanıyor" dedim. Herhalde böyle oluyor. Türkiye’nin de istediği bu ve siyasi bir karar değil mi?
Gönül Tol: Evet. Ruşen aslında bunu konuşmuştuk hatırlarsan. Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretinden sonra, biz kaynaklarımıza dayanarak, "Bu görüşmeden çıkan tek olumlu sonuç Halkbank davası" demiştik. O görüşmede, Halkbank konusunda uzlaşmaya varıldığını anlatmıştık. Aslında 100 milyon dolar gibi bir rakamda uzlaşıya varıldığını, ki Türkiye çok daha yüksek bir meblağ ödemeyi bekliyordu, milyarlarca dolardan bahsediliyordu, bunun da Türkiye ve Erdoğan açısından büyük bir başarı olduğunu; fakat görüşmenin tek elle tutulur kazanımının, Erdoğan açısından bu olduğundan bahsetmiştik. Biz aslında Eylül ayında bunu söylemiştik. Bugün yapılan açıklamalar, o 100 milyon dolarlık meblağın da ödenmeyeceğini gösteriyor. Tabii bu önemli bir şey. Biliyorsun aslında uzun zamandır Erdoğan ve Trump bu Halkbank meselesini görüşüyordu. Trump’ın birinci başkanlık döneminden itibaren, Erdoğan’ın öncelikli gündem maddelerinden birisi buydu. Her Trump’la görüşmesinde Halkbank davası mutlaka gündeme getiriliyordu. Bunun sebeplerinden bahsetmiştik.
Bugün gelinen noktada, artık dokuz yıldır süren bir davanın kapandığını ve bu konuda bir uzlaşıya varıldığını görüyoruz ve evet, bu siyasi bir karar. Bunu biraz açmak gerekiyor. Bir taraftan, hukukun üstünlüğünden bahsediliyor. Gerçi Trump’ın Amerika’sında artık o da sorgulanır hâle geldi ama, mahkemelerin bağımsızlığından bahsediliyor. Peki, ‘’mahkemelere intikal etmiş bir karara, nasıl oluyor da siyasi irade müdahil olabiliyor?’’ sorusunu yanıtlamak için, New York Mahkemesi’ndeki hâkimin söylediklerine göz atmak gerekiyor. O hâkim "Amerika’nın dış politikasını ilgilendiren konularda, biz, bu tür davaları genellikle Beyaz Saray ve Adalet Bakanlığıyla koordine ediyoruz" demişti. Bu tür davaların artık siyasi iradeye, siyasi iradenin fikri çerçevesinde sonuca bağlanması, daha önce görülmemiş bir şey değil. Peki şimdi ne oldu? Halkbank açısından olabilecek en iyi şey oldu. Bir uzlaşma anlaşması kapsamında banka herhangi bir cezai suç kabulü yapmadığı gibi, hiçbir adlî veya idarî para cezası da ödemeyecek. Buna "ertelenmiş kovuşturma anlaşması" deniyor. Ertelenmiş kovuşturma anlaşması, davalı tarafların belirli şartları yerine getirmeleri hâlinde cezai kovuşturmadan kaçınmalarına imkân tanıyor. Davalı taraflar ne yapıyor? Genellikle birkaç ay ya da birkaç yıl belli koşullarda uzlaşılıyor ve bu koşullara uyulmasının ardından, dava hükümet tarafından düşürülüyor. Bu, Halkbank açısından olabilecek en iyi sonuç.

Ruşen Çakır: Ömer sen ne dersin? Sen her ne kadar son detaya hâkim olmasan da yıllardır bu davayı konuşuyoruz. Sonuçta Erdoğan’ın bir başarısı, değil mi?
Ömer Taşpınar: Erdoğan’ın Trump’la olan ilişkisinin getirdiği bir başarı diyebiliriz. Trump, Amerika’da yargı ve Adalet Bakanlığı üzerinde karar verici kişi olarak çok büyük bir etki taşıyor. Zaten şu anda evlere şenlik bir Adalet Bakanı var; kongreye verdiği konuşmalardan biliyoruz bunu. Kongre üyeleriyle alay eden, dalga geçen, Amerikan tarihinde görmeye alışık olmadığımız bir seviyesizlik içinde kabine üyeleri var. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi de "Attorney General" dediğimiz kişi, Pamela Bondi. Bu kişi, tamamen Trump’ın seçtiği, geçmişte Trump’ın avukatlığını yapmış bir isim. Türkiye, Biden ve Obama dönemine göre yargının çok daha siyasi baskıya maruz kalabileceği bir dönemde bu işi kotardı. Bu, Türkiye ve Halkbank açısından bir başarıdır. Ama ilişkilerin nereye gideceği konusunda da çok büyük bir barometre değildir bence. Çünkü Türkiye-Amerika ilişkilerinde daha büyük sorunlar var. Buradan yola çıkarak büyük çıkarsamalar yapmak, ‘’Her türlü sorun, Trump’la böyle kolayca halledilir’’ diyerek, buradan F-35’lere giden bir çizgi çizmek de çok mantıklı gelmiyor bana.
Gönül Tol: Ruşen şunu ekleyebilir miyim? Erdoğan’ın başarısı dedin ama bunu düzeltmek gerekiyor. 2002’den bu yana Erdoğan’ın kariyerine baktığımızda, önce kendisi çıkarıyor krizleri, sonra o krizleri çözdüğü için başarılı siyasetçi, devlet adamı oluyor. Her şeyden önce bu Halkbank sorununu Türkiye için ortaya çıkaran, Erdoğan’ın kendisiydi. Yaptırımları delmek için bir devlet bankasını kullanmak, çok önemli bir problem. Şimdi, kendi yarattığı bu problemi çözdüğü için başarılı.

Ruşen Çakır: Tam da buradan savaşa geçebiliriz. Benzer bir olay: Biliyorsunuz Millî Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin, Almanya’dan tedarik edilecek Patriot hava savunma sistemi konuşlandıracağını açıkladı. Bu da, bizim en eski konumuz S-400’ler meselesini hatırlatıyor. Hâlâ depodan çıkarılmayan bir hava savunma sistemi, ona ödenen onca para ve şimdi yaşanan durum. Son olayda dikkatinizi çekmiştir, Türkiye üzerinde İran’dan ateşlenen ikinci bir füze düşürüldü biliyorsunuz. Bazı parçaların Antep ve Diyarbakır’a düştüğü söyleniyor. Onun ardından Erdoğan’ın yaptığı açıklama daha çok İran’a yönelikti. Erdoğan, İran’la bin yıllık dostluğumuz olduğundan söz etti. Gönül, ne dersin? Hâlâ birçok insan, bu füzelerin yanlışlıkla ateşlendiğini, Türkiye’ye yönelik olamayacağını söylüyor, ama Türkiye çok tedirgin. Bugün de Erdoğan zaten grup konuşmasında ağırlıkla bu konuya değindi ve "Bölge ateşe atılmamalı" dedi. Ama Türkiye’nin bir diğer endişesi de malum, Marco Rubio ile Hakan Fidan’ın konuşması konusu. Yani, Kürtleri sahaya sürüp sürmeme meselesi. Ne dersin Gönül, Türkiye’nin kaygıları her geçen gün artıyor, değil mi?
Gönül Tol: Evet ve çok meşru kaygılar bunlar Ruşen. Yani hem Türkiye’nin ulusal menfaatleri açısından gerçekten kaygı verici bir durum var, aynı zamanda Erdoğan’ın kendi dar siyasi çıkarları açısından endişe verici bir durum var. Türkiye’nin genel olarak milli çıkarları açısından meseleye baktığımızda, burada Hürmüz Boğazı’nın efektif olarak kapatılmış olması, ki dün haberlerde İran’ın mayın döşemeye çalıştığını gördük. Bunların temizlenmesi aylar alacak. Bu, daha uzunca bir süre buradan gemilerin geçişi olamayacak demek. Bu da, zaten fırlamış durumda olan petrol fiyatlarının daha fazla artmasına neden olacak. Türkiye’nin zaten sorunlarla boğuşmaya çalışan bir ekonomisi var, petrol fiyatlarının bu kadar arttığı bir ortamda, bu, ekonomi açısından da kötü bir haber. Bu bütün Türk halkını ilgilendiren bir durum. O anlamda gerçekten endişe verici. Erdoğan’ın kendi dar çıkarları açısından bakıldığında, Türkiye’de bir erken seçim, baskın seçim ihtimali çok yüksek. Altı, yedi ay sonra bir seçim olması durumunda, ekonominin bu kadar bir çalkantıya girdiği ortamda ve bu savaşın, en azından düşük yoğunluklu dahi olsa aylarca sürmesinin, ki dört beş ay sürmesi bekleniyor, önemli etkileri olacaktır. Ekonomiyi toparlamaya çalıştığı bir dönemde bu savaşın olması, Erdoğan’ın siyasi iç çıkarları açısından da kötü haber.
Bir de tabii, Kürtler ve PJAK meselesi de var. Her ne kadar orada bir netlik yoksa da, Trump bir taraftan "Biz Kürtleri silahlandıracağız" dedi, sonra da "Yok, bizim zaten yeterince derdimiz var, Kürtleri silahlandırmayacağız” dedi. Bu arada Kürtler de haklı olarak buna karşı çok mesafeli, Amerika’ya, hele de Trump’a artık güvenmiyorlar. O nedenle onlar da bu ‘’Biz Amerika ve İsrail silahlarıyla rejime baş kaldıralım’’ planının bir parçası olma konusunda çok tereddütlüler. Fakat yine de özellikle İran’ın batısında Kürtlerin yoğunlaştığı yerde olabilecek herhangi bir kaos, Erdoğan’ın PKK ve Öcalan ile başlattığı süreç açısından da kötü bir haber.
Bir şeyi söylemek istiyorum. "İran füzeleri yanlışlıkla fırlattı" gibi bir şey söyledin. Hakan Fidan, İranlı mevkidaşıyla konuştu ve İran “Biz bu füzeleri fırlatmadık. Biz Türkiye’nin egemenliğine saygı duyuyoruz" dedi. Bu gerçekten böyle olabilir. Benim bu konuda düşündüğüm iki şey var: Birincisi, Gerçekten İran bunu fırlatmış olabilir mi? Herkes bunun bir intihar olacağını söylüyor.  Ben böyle düşünmüyorum. Çünkü İran rejimi bugün bir varlık savaşı veriyor. İran’ın, ‘’hiç yapmaz’’ diyeceği şeyleri bu son iki haftada yaptığını gördük, değil mi? Mesela Hürmüz Boğazı’nın bu şekilde bloke edilmesine de " enerjiye bu kadar dayalıyken İran için intihar olur" deniyordu. İran Hürmüz’ü kapattı. Körfez’deki sivil altyapıyı, otelleri vesaireyi hedef alıyor. Buna da "yapmaz" deniyordu, ama yaptı. "Türkiye’ye de saldırmaz" deniyordu, ama gördük işte. Ben başından beri söylüyordum, haziran ayında da söylemiştim: "İran, böyle bir varoluşsal savaşa girerse pekâlâ Kürecik’i de hedef alabilir" dedim ve nitekim oldu. Bu bir.
İkincisi: Diyelim ki Hakan Fidan’la İran Dışişleri Bakanı konuştu ve İran Dışişleri Bakanı "Kusura bakmayın, bu yanlışlıkla oldu, bir daha olmaz" dedi. Bu söylediğinin bir önemi var mı? Türkiye bu güvenceye dayanabilir mi? Bence dayanamaz. Çünkü Hamaney’in ve Devrim Muhafızları’nın, o tepe liderlerinin öldürülmesinden sonra, İran’da artık "mozaik savunma stratejisi" denen bir strateji ortaya çıktı. Nedir bu? İnisiyatif lokal düzeydeki generallerde. Hiçbir merkezi komuta durumu yok. Merkezden hiç kimse karar almıyor. Dışişleri Bakanı ya da şu anda her kim yönetiyorsa İran’ı, hiç kimsede böyle bir merkezden alınan bir karar mekanizması yok. Herkes kendi inisiyatifini alarak bu saldırıları gerçekleştiriyor. Ordu ve Devrim Muhafızları arasında bir rekabet de söz konusu. O kadar kaotik ki, hiçbir İranlı yetkili Türkiye’ye bir daha saldırı yapılmayacağının garantisini veremez. Türkiye’nin de en çok endişe duyduğu şey buydu. İsrail ve Amerika bu savaşı başlatacak ve nihayetinde bir kaos olacak. Rejimi de deviremeyecekler ve bölge ülkeleri olarak bu kaosla biz başa çıkmak zorunda kalacağız. Şimdi tam olarak olan da bu.

Ruşen Çakır: Ömer sen ne dersin? Türkiye’nin bu savaşı istemediğini çok net biliyoruz, ama istemeden dâhil edilmesi riski güçlü mü sence?
Ömer Taşpınar: Türkiye Körfez ülkelerinin olduğu konumda değil. Amerikan üsleri çok aktif olarak kullanılmıyor. Kürecik aktif olarak kullanılıyor, ama bildiğim kadarıyla İncirlik çok aktif olarak kullanılmıyor. Fakat Türkiye, Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Bahreyn’in, Kuveyt’in düştüğü durumda değil. İstemeye istemeye bir savaşa sürükleniyor durumda değil. Çünkü Amerikan uçakları, Amerikan savunma ve saldırı sistemleri, Türkiye ağırlıklı olarak İran’a taarruzda bulunmuyor. Türkiye şu anda tabii ki bu savaşın içine girmek istemiyor ve uyarıcı açıklamalarda bulunuyor. O nedenle ben, Türkiye’nin kendi topraklarına çok daha ciddi bir saldırı olmadığı sürece elinden geleni yapacağını düşünüyorum. Allah korusun, Gönül’ün anlattığı içerideki koordinasyon bozukluğu veya artık Türkiye’de de çok iyi bilinen mozaik savunma sistemi nedeniyle, bir hata yapılıp, istenmeden veya koordinasyonsuzluk sonucu Türkiye’ye gelen bir insansız hava aracı, dron veya balistik bir füze saldırısı, ciddi bir hasar vermediği sürece, Türkiye, bu savaşa müdahil olmamak için elinden geleni yapacaktır. Türkiye’nin en son isteyeceği, şey İran’la bir savaşın içinde kendini bulmak olur. Dolayısıyla, Türkiye Körfez’in içine düştüğü durumda değil.

Ruşen Çakır: Peki Gönül, savaşın gidişatına baktığımız zaman, sen Hürmüz Boğazı’ndan biraz bahsettin. Şimdi bir dinî lider seçimi oldu. Ali Hamaney’in oğlunu seçtiler ve onun da Devrim Muhafızları’nın istediği çizgide, epey sert olduğu söyleniyor. Ama bir diğer yandan da değişik bir husus var: Savaş durur mu, ateşkes olur mu, bir şeyler yumuşar mı, birileri araya giriyor mu? İran için ölüm kalım savaşı olduğunu herkes söylüyor, ama ölüm söz konusuysa, İran bunu olabildiğince uzatmak isteyecek, ertelemeye çalışacaktır. Şu hâliyle baktığında, İran’ın stratejisini nasıl okuyorsun? İran ne yapmak istiyor? Savaşı uzatmak mı istiyor? Hakikaten uzayan bir savaş İran’ın lehine mi olur yoksa mucizevi bir şekilde de olsa bu savaşın bir an önce, en azından dozunun düşmesini mi istiyor?
Gönül Tol: İran için savaşın uzaması tabii ki çok riskli bir şey. Çünkü zaten zayıflamış bir rejim var. Bu savaşın daha da uzaması İran açısından çok istenilen bir durum değil. O nedenle de zaten bu sivil altyapıya, petrol enerji altyapısına saldırıyor. İran’ın amacı ne? Şimdi petrol fiyatları fırladı. Sadece bölgede süregelen bir savaş yok ki. Onun etkilerini bütün dünya hissediyor. Çin’den Amerika’ya kadar petrol fiyatları nedeniyle, bütün dünya bunun ekonomik negatif etkilerini hissediyor. İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji altyapısına saldırarak yapmak istediği şey, bu ülkeler üzerinde baskı oluşturmak ve bu ülkelerin liderleri üzerinden Trump üzerinde baskı oluşturup savaşı durdurmasını sağlamak. Bu ülkelerin liderleri Trump’la çok yakın ilişkideler zaten. Aslında İran bu agresif yanıtlarıyla, İsrail’in ve Amerika’nın başlattığı savaşa karşı, yanlış anlaşılmasın, ‘’agresif’’ derken kendisini korumaya çalışıyor ama sonuçta hiç kimsenin beklemediği kadar savaşı dallandırdı, budaklandırdı. Bunu yapma sebebi, savaşın bir an evvel bitmesini sağlamak.
Bence Trump da aslında bir noktada savaşın bitmesini istiyor. Fakat tam olarak burada bir kafa karışıklığı var. Çünkü Amerika ve İran için "Tamam biz burada stratejik amaçlarımızı hayata geçirdik, bitiriyoruz" denilen noktalar farklı. İran, ne kadar zayıflamış olursa olsun bir füzeye, bir drona bakar; bu savaşı aylarca sürdürebilir. İran rejimi için burada başarı hayatta kalmak ve bu rejim hayatta kalabilir. Zaten o şekilde dizayn edilmiş bir rejim. Ama Trump açısından stratejik başarı nedir bilmiyoruz, çünkü her gün amacı değişiyor. Bir gün "Ben nükleer programını sonlandırmak için bu savaşı başlattım” diyor, öbür gün "Rejimi değiştireceğim" diyor. Trump, 28 Şubat saldırısından ve Hamaney öldürülmesinden sonra "Bu rejim düşer" diyordu. Düşmezse bile Venezuela’daki gibi daha ılımlı, pragmatik, Washington’la konuşmaya gönüllü bir rejim geleceğini bekliyordu. Fakat bunların hiçbiri olmadı. Ne oldu? Hamaney’in yerine son derece şahin olduğu bilinen oğlu Mücteba Hamaney geldi ve "Durmak yok" dedi. Zaten şu noktada, Hamaney’in oğlunun bütün ailesini öldüren Trump’la bir anlaşmaya varması gerçekçi gelmiyor. Trump bugün "Ben bütünüyle İran’ın teslim olmasını, kayıtsız şartsız teslim olmasını istiyorum" diyor. Eğer Trump’ın savaş amacı buysa, bence bu olmayacak.
Bu arada İran hâlâ balistik füze fırlatmaya devam ediyor, hâlâ dronları var. Askerî olarak da çökmüş bitmiş değil, ki İsrail her gün neredeyse polis gücüne de saldırıyor. Ona rağmen, İran, daha pazartesi günü yüzlerce füze fırlattı. Askerî olarak elindeki balistik füze kabiliyeti azalmasına rağmen, hâlâ saldırma kapasitesi var. Bir taraftan, Körfez ülkelerinin elinde bulunan Amerika’nın balistik füzeleri önleme mühimmatı "interceptor"lar bitiyor. Amerika’da seçimler yaklaşıyor. Bütün bunlar Trump üzerinde daha büyük bir baskı oluşturuyor. Bu arada, Körfez için de en olabilecek kötü senaryo ortaya çıkıyor. Yaralanmış ama yenilmemiş bir İran var. Kim kazanıyor bu senaryoda? Rusya kazanıyor. Petrol fiyatları fırladı, Rusya bu durumdan çok memnun. O nedenle bence ne İran bu savaşı devam ettirmek istiyor ne de Trump’ın çıkarına. Bu savaşı devam ettirmek isteyen ve onun çıkarına işleyecek tek kişi Netanyahu. İsrail değil, Netanyahu. Netanyahu’nun kendi siyasi emelleri nedeniyle bu savaş devam ediyor.

Ruşen Çakır: Ömer, önümde Barak Ravid’in Axios’taki yazısı var. Diyor ki: Başkan Trump, çarşamba günü telefonla yaptığımız bir görüşmede, İran'la savaşın "yakında" sona ereceğini, çünkü hedef alınacak neredeyse hiçbir şey kalmadığını, savaşı ne zaman bitirmek istersem o zaman bitireceğini söyledi.’’ Trump her gün bir şey söylüyor ama bana göre savaşın biteceği yok. Tabii Trump’ı esas almayalım ama burada söylediği de başka bir şey. Bir keresinde "Teslim olmaları gerekiyor" demişti, hiç kapı aralamamıştı. Ne diyorsun? Nasıl gidiyor, savaş hakikaten uzayacak mı?
Ömer Taşpınar: Tabii bu bir analiz, tam olgular üzerine değil ama benim analizim biraz farklı bir yönde. İran açısından bu savaşın devamı önemli. Çünkü şu anda bu savaşı Amerika kazanmıyor, kazanamıyor. Amerika, bu savaşla hedeflerine ulaşamadı. "Daha başındayız işin" diyeceksin. Ama en başından itibaren Trump’ın kafasındaki model, bu savaşı çok uzatmadan Hamaney’i, dini lideri öldürdükten sonra rejimin çökeceği varsayımı üzerine kuruluydu. Amerika’nın aylarca böyle bir savaşın içinde kalması, petrol fiyatlarının bu seviyeye gelmesi, Amerikan kamuoyunun bu kadar istemediği bir savaşa tekrar girmesi -ki Amerikan kamuoyu bunu bir bataklık olarak görüyor- gerçekten Trump’ın istediği bir şey değil. Bu savaş, çok sağlam temeller ve stratejiler üzerine kurulmuş bir savaş değildi ve Trump çabuk bir başarı bekliyordu. Rejimin çökmesi üzerine kurulu veya rejimin bütünüyle etkisiz hâle getirilmesi üzerine kurulu bir zafer tanımı vardı. Oysa gördüğümüz kadarıyla, bir Venezuela senaryosu oluşmadı. Dini lider öldürüldükten sonra, Delcy Rodriguez gibi Venezuela’da Amerika’nın çalışabileceği bir lider umarken, birdenbire Kuzey Kore’de Kim Jong-un gibi babasından görevi devralan, babasından daha da radikal olabilecek Mücteba Hamaney gibi birini dini lider seçtiler. Onun nerede olduğu belli değil. Ama bilinen, rejim ayakta, rejim çökmedi ve eğer rejim r çökmezse, bu savaştan çökmeden çıkarsa, Amerika’ya karşı "Bir zafer kazandık" mesajı ve edasıyla daha da güçlenmiş olarak da çıkabilir. Dolayısıyla bu rejim daha da sağlamlaşan bir rejim hâline gelebilir ve bu İran açısından büyük bir başarı olur.
İran’ın ikinci hedefi, ayakta kalmak dışında, bir daha böyle bir saldırıya maruz kalmamak. Yani bu savaş kısa bir şekilde biterse, Amerika’nın bu savaştan çıkaracağı sonuç şu olacak: "Biz kısa kampanyalarla İran’ı istediğimiz zaman vurabiliriz." Bundan çok uzun bir süre değil, daha haziran ayında Amerika ve İsrail vurdu. Ne oldu? On İki Gün Savaşı yaşandı. Altı ay sonra tekrar vuruyor. Bir altı ay sonra tekrar mı vuracak? Amerika her nükleer konuda şüphe duyduğunda, her İsrail bastırdığında, Amerika ve İsrail İran’ı vuracak mı? İran’ın stratejisi de bir caydırıcılık stratejisi. "Bizi bir daha vurursanız başınıza bunlar gelir." Bunlar nedir? Bu savaş devam eder, kolay kolay bitecek bir savaş değil. Elinde hâlâ on binlerce dron ve yüzlerce balistik füze var. İran tempoyu düşürerek savaşı uzatma stratejisi izliyor kanımca. Savaşı uzatma stratejisinin arkasındaki mantık da Amerika’ya, Amerikan ekonomisine, dünyaya bir bedel ödetmek. Bu savaşın pahalı bir savaş olduğu, İran’ı öyle kolay kolay dize getiremeyeceklerini dünyaya ve Amerika’ya kanıtlamak. Bu savaşı Amerika başlattı, o karar verdi, ama bu savaşın ne zaman biteceğine İran karar verecek. İran’ın elinde küçük bir kapasitede bile dron ve balistik füze olduğu sürece, rejim, bölgeyi, Hürmüz Körfezi’ni ve öbür tarafta Kızıldeniz’i, Husiler üzerinden tehdit etmeye devam edecek. Temelinde de "Bir daha bunu yaparsanız işte böyle oluyor; 3 ay sürüyor, 4 ay sürüyor ve dünya ekonomisi ciddi bir krize doğru gidiyor. O yüzden bir daha bize dokunmayın" mesajı var.
Bu rejim ayakta kalırsa, önümüzdeki dönemde artık kolay kolay nükleer silahtan vazgeçecek bir İran da olmayabilir. Aldıkları ders, belki de bir an evvel Kuzey Kore gibi olmak, bir an evvel caydırıcılığı nükleer silah üzerinden kazanmak. Dağların altında kurdukları nükleer santrallerle, uranyumu zenginleştirme projesiyle bir an evvel silaha kavuşmak. Bak Kuzey Kore’ye. Amerika İran’a yaptığını orada yapamıyor. Niye? Çünkü Kuzey Kore’nin nükleer silahı var. Bir dokunulmazlık kazanıyor, bir caydırıcılığı var. Artık bu rejim yıkılmazsa, öyle nükleerden vazgeçecek bir rejim de olmayabilir. Yine bir şekilde Acem diplomasisi olabilir; gelir masaya bazı vaatlerde bulunur, ama gizlice uranyum zenginleştirmeye devam eder ve silaha doğru bir an evvel de gitmek ister. Trump ve Amerika açısından operasyonel ve taktiksel olarak İran’ın istediği yerleri vuruyor, taarruz gücü çok yüksek Amerika’nın, ama bu taktik ve operasyonel başarıyı bir stratejik zafere çeviremedi. O stratejik zafer hâlâ bence İran’ın elinde olabilecek bir zafer. O stratejik zafer "Biz ayaktayız. Bakın Amerika ateşkes istiyor, Amerika diplomasi istiyor, biz yanaşmıyoruz. Biz karar vereceğiz bu savaşın ne zaman biteceğine ve bir daha bizimle savaşa girerseniz işte böyle olur" diyerek caydırıcılık kazanacak.
O yüzden bence İran savaşı uzatabilir; hatta savaşı Rusya’nın desteğiyle uzatabilir. Özellikle de Rusya petrol fiyatlarının artmış olmasından çok memnun. Çin belki çok memnun olmayabilir ama Amerika’nın burnunun sürtünüyor olmasından, Trump’ın istediği başarıyı elde edemiyor olmasından, Trump’ın Orta Doğu’da bir bataklığa doğru gidebilecek olmasından Çin, Tayvan nedeniyle çok memnun. Amerika’nın dikkatinin her zaman olduğu gibi Orta Doğu’ya dönmüş olması, Çin’i, Rusya’yı memnun ediyor. İran’ın da sonuçta çok fazla müttefiki yok ama Çin ve Rusya, bir şekilde Amerika’nın zayıflamasını ister. Tabii ki Amerika’nın müthiş bir taarruz gücü var ama sınırlı bir savunma gücü var. Gönül’ün yerinde tespitini hatırlatalım: Amerika’nın Elinde sonsuz sayıda Patriot ve THAAD denen savunma sistemleri yok. Bunlar belirli bir sayıda üretiliyor ve bunlar azaldığı müddette, Amerika’nın ve müttefiklerinin vurulabilirliği artıyor. Dolayısıyla zaman İran’ın lehine işliyor bile diyebiliriz.
Bu savaş uzadıkça, Amerika daha fazla füze savunma sistemi kullanmak zorunda kalacak. İran ise tempoyu yavaşlatıyor. Savaşın başlarında yüzlerce kullanırken, bugün sadece 10, 15, 20 bazen daha fazla balistik füze kullanıyor ama elinde 80 ile 100 bin arası dron var. O dronları çok daha rahat kullanabiliyor. Otuz bin dolarlık dronları, bazen 1 milyon dolarlık, 4 milyon dolarlık füze savunma sistemleriyle vurmak zorunda kaldıklarında, bu savunma kapasitesi sorunlu hâle geliyor. Bence Trump bir an evvel diplomasiye dönmek istiyor. İngilizce deyimiyle bir "exit strategy" (çıkış stratejisi), bir "off ramp," yani bir şekilde bu savaştan çıkabilecek bir fırsat arıyor. Siyasi danışmanları ona: "Sayın Başkan, içeride kan kaybediyoruz. Çünkü bu savaş Demokratların işine yarıyor. Ekonomi kötüye gidiyor, enflasyon artıyor, borsa düşüyor. Petrol fiyatları nedeniyle kötü durumdayız. Artı, sizin imajınız, dış politikaya çok önem veren, ama Amerika’nın iç meselelerine yeterince odaklanmayan bir başkan imajı, ki bu da kötü. Eğer ara seçimlerde bir hezimet yaşamayacaksak, sizin bu savaşı bir an evvel bitirmeniz gerekiyor" diyorlar. O yüzden, Trump bitirmek istiyor. ama kanımca, uzatmak isteyen İran olabilir.

Ruşen Çakır: Evet, nasıl toparlayalım Gönül? Ne demek istersin? Savaşla ilgili birçok şeyi konuştuk ama son sözlerinizi alayım.
Gönül Tol: Ben İran’ın savaşı uzatmak istediğini düşünmüyorum. İsrail’in uzatmak istediği kesin; İsrail, rejim devrilsin diye uğraşıyor. İran da bunun maliyetini herkes için -hem Amerika hem bölge ülkeleri hem de İsrail için- artırmaya çalışıyor. Savaşın uzaması rejim açısından hayırlı bir şey değil.
Ömer Taşpınar: Ben de şunu söyleyeyim Ruşen, yaralanmış ama hâlâ ayakta ve konsolide olmuş bir İran İslami Cumhuriyet rejimi, Suudi Arabistan için, Birleşik Arap Emirlikleri için, Bahreyn için, hatta Katar ve Türkiye için de çok kötü bir senaryo. Çünkü bu rejim ayakta kalıyor ve bölgeye "Yaptıklarınızı unutmadık " diyecek. Özellikle Körfez, gerçekten bu rejimin gitmesini isterken, bu savaşa istemeyerek girdi. "Girdiysek de bari sonuna kadar gidilsin ve bu rejim düşsün" derken, ayakta kalan, konsolide olmuş, belki de daha fazla oksijen kazanmış bir rejim, bölge için daha zor bir mesele hâline gelebilir. Yani İran düşüşteydi. Ben İran’ın birdenbire şahlanacağını ve bu savaş sayesinde, bölgede İsrail’e karşı daha güçlü konumda olacağını söylemiyorum; öyle olmayacak. Ama içeride kendini daha konsolide etmiş bir rejim olacak. Buradan tekrar rejimi sallayacak bir toplumsal hareket olduğunda da hiç acımadan, daha önce yaptıklarını yapacak bir rejim bu. "Otuz bin kişi öldürdüler" diyoruz. Maalesef bu, diasporada "İran’a demokrasi gelecek, Pehlevi gelecek" diyenler için de bir kâbus senaryosu. Bu rejim buradan güçlenerek çıkarsa hem rejimi desteklemeyen İran halkı için hem de bölgede bu rejimin gitmesini isteyen özellikle Körfez ülkeleri ve İsrail için daha zor bir döneme girileceğini söyleyebiliriz.

Ruşen Çakır: Evet arkadaşlar, Transatlantik’i burada noktalayalım. Sağ olun. Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’a çok teşekkürler. İzleyicilerimize de teşekkür edelim. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
21.03.2026 Beyaz Toroslu savcı ve “devlette devamlılık esastır”
20.03.2026 Akın Gürlek’in malvarlığı tartışmasında son durum: Kim haklı?
19.03.2026 19 Mart’ın birinci yılı: Kim ne kazandı, ne kaybetti?
18.03.2026 “Varsa bir belgesi gitsin yargıya”
17.03.2026 İBB davası sertleşiyor
16.03.2026 Mehmet Altan ile Türkiye’nin Gidişatı (18): Savaş uzarsa neler olur? | İBB davası ve hukuk
16.03.2026 Ekrem İmamoğlu’nun zorlu sınavı
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
15.03.2026 Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı